www.insicamx.com

     

 

 

 

 

Düşünce Yokuşundaki Balkon

 

Herhangi bir akşam vakti, herhangi bir yokuşun tepesindeki apartmanlardan birinin bize lazım olmayan bir balkonunda, bir adam, mutlu günlerinin yakın olduğunu umarak musluktan doldurduğu suyu yudumluyordu. Bir yandan da yalnızlığına meydan okurcasına sokaktaki insanları uzayan düşünce halatının ucunda bir bir balkonuna çekiyordu.

Akşamın hafifleten meltemi eşliğinde, aşağılarda bir yerde iyi giyimli kız, gündelikçi olduğu belli olan kadına ─yarın erken gel, çağrısı yaptığında ─vakte söz veremem, benimki ne zaman giderse karşılığını alıyordu. Yokuştan yukarı yürüyen yaşlı adam, koltuğunun altında nafakası, bastonundan güç alarak ayaklarını sürüyerek evine ulaşmaya çalışıyordu.

İyi giyimli kız, balkondaki masaya oturduğunda hemen sigarasını koyu kiraz dudaklarına yerleştirdi. Balkondaki adam, çakmağı güç bela yetiştirdi konuğuna. Centilmen davranmazsa düşüverirdi düşünceden boşluğa. ─Bir kadeh şarap, dedi olmadığını bile bile. ─Daha erken cevabını verdi iyi giyimli kız.

─Bugün; babamın Hindistan’dan getirttiği, annemin yegane öğrencisi olan pembe muhabbet kuşunu evimizin penceresinden özgürlüğüne uçurduğum andaki kadar mutluyum. Her şey yerli yerinde. Haftaya düğünüm var, ben de uçacağım pembe muhabbet kuşu gibi kendi yurduma. ─Sevincine bakılırsa mutsuzsun galiba baba evinde. ─Ay hiç olur mu öyle. Benimkisi bir mutluluk diyarından bir başka masal alemine. ─Desene bu dünya senin. ─Ya ne olacaktı başka?

Balkondaki adam sohbeti devam ettirmek için konu ararken usunda, yaşlı adam oturuverdi kendini beğenmiş genç kızın yerine. Bir fincan kahve sunabilsem ne iyi olurdu adamcağıza diye içinden geçirse de yaşlı adamın gözü elindeki bardaktaydı. Uzattı bardağı yaşlı ve yorgun adama. Soluklanırken ─Şimdiki aklım olsa hem gençliğimin hem de kötürüm olan karımın kıymetini bilirdim. ─Gençliğine bir şey diyemem, herkes yaşlanır sonunda, karın için… Yaşlı adam ─Az üzmedim onu incir çekirdeğini doldurmayacak nice meseleler için.

Boşalan bardağı mutfaktan doldurup geldiğinde, gündelikçi kadın balkonu temizliyordu. ─Ne işine girer senin elin balkonu dediğinde ─Öyle deme buraya bir kadın eli değmeli, bugün bir eve gittim, yarın yine gideceğim, o evin hanımı olmaya sahibi olduğum her şeyi vermeye hazırım, ama ben benden geçtim yavrularımı kurtarabilsem. Sözlerinin sonunda akan gözyaşlarına kapılarak aşağıya süzüldü. Çocuklarına verecek bir oyuncağının olmamasına hayıflandı balkondaki adam. Gecenin ilerlemesiyle serinleşen havadan ürpererek içeri girdi.

 

Balkondaki adam camın kenarındaki, bir ayağı kırık sandalyesine oturduğunda genç kız babasıyla konuşuyordu. Babası ─kızım üç günlük aşk için iş mi bırakılır dediğinde, ─ne olacakmış diyordu kızı, ben onunla şimdikinden daha güzel bir hayat süreceğim gelecek uzun yıllarda. Yaşlı adam karısına yaptığı çorbayı, kaşığı, ekmeği ayrı ayrı getiriyordu. Takatsizliği hepsini bir tepside delikanlı gibi taşımasına engel oluyordu. Gündelikçi kadın kondusunun bahçesinde beklediği kocasından ─gece vakti ne işin var sokakta diye bu akşamki sopasını yiyordu. İçeride iki yavru sessiz ağlıyordu.

Yokuşun tepesindeki apartmanlardan birinin bize lazım olmayan bir balkonundaki yalnız adamın umutları koca dağın tepesindeki sisin ardında kalmışçasına yitiyordu. Çaresizlerin çaresizlik denizinde boğulmamak için var gücünü harcıyordu.

Titrek yaşlı adam, ─karım artık yolcu. ─O nasıl söz Allah gecinden versin dese de adamcağız, ─görünen köy kılavuz istemez diyordu. Gündelikçi kadın ─bugün çocuklarım çok eğleniyor, onlara kibrit oyunu öğrettim, kibrit kutusunu biri atıyor, yatık gelirse atma sırası öbürüne geçiyor, uzun kenarına dik gelirse aynı kişi atmaya devam ediyor, böylece eğleniyorlar, beni de aramıyorlar. ─Ya kısa kenarına dik gelirse, dediğinde balkondaki adam, gündelikçi kadın ─daha onu beceremiyorlar dedi.

Genç kız, ─balayına ormana gittik. Babamın ─ormanda ne işiniz vardı söylenişine, ─kafamızı dinledik dedik. ─Oralarda biraz sindirim sistemim bozuldu, dediğimde annem ─yediklerinden, biraz da işi bırakıp hareketsiz kaldığındandır dedi. ─Onun dışında çok mutluyum. Ancak büyük tuvalete giderken acı çekiyorum. Biraz da kan geliyor. Balkondaki adam ─Bir doktora gitseydiniz. ─Eşim akşama aktardan bir ot ilacı getirecek onunla geçecekmiş, hem de doğal olduğu için bana bir zararı dokunmazmış...

Yaşlı adam ─karımı bugün hastaneye kaldırdık, kalp yetmezliği varmış dedi. ─Acil şifa temennilerim sizinle dedi balkondaki adam. Gündelikçi kadın ─Dün çocuklarım kibrit kutusunu kısa kenarına dik getirmişler, ne olacağını bilemediklerinden akşama kadar beni beklemişler dedi. Balkondaki adamın ─Sen ne söyledin? sorusuna ─ben de bilmem yeniden başlayın dedim. ─Bir daha dik gelirse. ─Yine yeniden başlarlar.

Yaşlı adam ─karım yoğun bakımdan çıkarıldı. Artık evimize gelmesi yakındır haberini getirdiğinde onun kadar neşelendi balkondaki adam ─Gözünüz aydın olsun dedi. Gündelikçi kadın ─Yarına iş bulmalıyım, yoksa zıkkımsız kalan kocam beni paralar, onunla yeislendi yalnız adam. ─Yoksa dayak kocanın elinin ucunda değil mi? dedi. Genç kız çok neşeli. ─Eşim beni kıskanıyor, öyleyse çok seviyor, ─nereden anladınız? ─Eve on yedi yaşındaki yeğenim geldi. Onu gördüğü gibi kapı dışarı etti. Annemlere kendim gideyim dediğimde yollarda tek başına ne uğraşacaksın akşama ben seni götürürüm dedi. ─Balkondaki adam doktora gittiniz mi? ─Eşim, senin bana ait olan yerlerini başkalarına göstermene gönlüm razı değil, ben sana çare bulacağım dedi. Balkondaki adam onun sevincini anlamadığından ortak olamadı.

─Eşimi hastaneden eve getirirken çok zorlandım, sokaktaki insanlar yardım etmese mümkünü yok o yokuşu çıkamazdım dedi yaşlı adam. ─İyi insanlar da var desenize dedi balkondaki adam. Gündelikçi kadın ─Şükür ki insanlar çalışıyor da evlerine beni çağırıyorlar, bir bilseler ne büyük sevap işliyorlar...

Genç kadın günden güne zayıflıyordu. Neşeli gözükmeye çalışsa da gözünün feri sönüyordu. Rengi sararmış takati kesilmişti. ─Kanamam kesileceğine arttı dediğinde yine ─doktor dedi balkondaki adam ─kocam akşama sülük getirecek ona kanı emdirince geçecekmiş.

Hava iyiden iyiye bozuldu. Fırtınadan göz gözü görmüyordu. Evinde bayılan genç kadını komşuları doktora götürürken kocasına ettikleri “beddualar” havalarda uçuşuyordu. Yaşlı adam nefesi daralan karısının önüne diz çökmüş, elleri yorgun avuçlarında yaşaması için “dua ediyordu.” Gündelikçi kadın uzak bir semtte temizlikteydi. Kocası kim bilir nerelerdeydi? Evde kibritle oynayan çocukların çıkardığı yangın evin her yerini sarmıştı. İtfaiye yangını söndürmeye çalışıyordu. Üzerlerine kilitli kapıdan çıkamayan çocukların “bağırışları” kesilmişti.

Yokuşun tepesindeki apartmanlardan birinin bize lazım olmayan bir balkonundaki adam, bir daha balkonuna kimseyi almayacaktı. Yaşamına birilerini sokup sokmamayı ciddi ciddi düşünüyordu. Genç kıza babasının dediği ancak onun duymazdan geldiği pembe muhabbet kuşunu azat ettiğinde ─keşke salmasaydın kurda kuşa yem olur o, insanlardan korkmaz, o yüzdende kaçmayı akıl edemez dediğini duyuyordu. Yaşlı adama çevresindekiler ─ağır ol da molla desinler dediğinde ─benim hayatıma kimse karışamaz deyişi hâlâ duvarlarda yankılanıyordu. Gündelikçi kadına ise nasihat eden yoktu. Onun ne seveni olmuştu ne de şimdi sevdikleri vardı.

Orhan GÜRÇAYIR

Kaynak: Kadın Öyküleri 2 Adlı Kitaptan Alınmıştır.

 

Büyüklere Öyküler