|
Düşünce Yokuşundaki Balkon
Herhangi bir akşam vakti, herhangi bir yokuşun
tepesindeki apartmanlardan birinin bize lazım olmayan bir
balkonunda, bir adam, mutlu günlerinin yakın olduğunu umarak
musluktan doldurduğu suyu yudumluyordu. Bir yandan da yalnızlığına
meydan okurcasına sokaktaki insanları uzayan düşünce halatının
ucunda bir bir balkonuna çekiyordu.
Akşamın hafifleten meltemi eşliğinde,
aşağılarda bir yerde iyi giyimli kız, gündelikçi olduğu belli olan
kadına ─yarın erken gel, çağrısı yaptığında ─vakte söz veremem,
benimki ne zaman giderse karşılığını alıyordu. Yokuştan yukarı
yürüyen yaşlı adam, koltuğunun altında nafakası, bastonundan güç
alarak ayaklarını sürüyerek evine ulaşmaya çalışıyordu.
İyi giyimli kız, balkondaki masaya oturduğunda
hemen sigarasını koyu kiraz dudaklarına yerleştirdi. Balkondaki
adam, çakmağı güç bela yetiştirdi konuğuna. Centilmen davranmazsa
düşüverirdi düşünceden boşluğa. ─Bir kadeh şarap, dedi olmadığını
bile bile. ─Daha erken cevabını verdi iyi giyimli kız.
─Bugün; babamın Hindistan’dan getirttiği,
annemin yegane öğrencisi olan pembe muhabbet kuşunu evimizin
penceresinden özgürlüğüne uçurduğum andaki kadar mutluyum. Her şey
yerli yerinde. Haftaya düğünüm var, ben de uçacağım pembe muhabbet
kuşu gibi kendi yurduma. ─Sevincine bakılırsa mutsuzsun galiba baba
evinde. ─Ay hiç olur mu öyle. Benimkisi bir mutluluk diyarından bir
başka masal alemine. ─Desene bu dünya senin. ─Ya ne olacaktı başka?
Balkondaki adam sohbeti devam ettirmek için
konu ararken usunda, yaşlı adam oturuverdi kendini beğenmiş genç
kızın yerine. Bir fincan kahve sunabilsem ne iyi olurdu adamcağıza
diye içinden geçirse de yaşlı adamın gözü elindeki bardaktaydı.
Uzattı bardağı yaşlı ve yorgun adama. Soluklanırken ─Şimdiki aklım
olsa hem gençliğimin hem de kötürüm olan karımın kıymetini bilirdim.
─Gençliğine bir şey diyemem, herkes yaşlanır sonunda, karın için…
Yaşlı adam ─Az üzmedim onu incir çekirdeğini doldurmayacak nice
meseleler için.
Boşalan bardağı mutfaktan doldurup geldiğinde,
gündelikçi kadın balkonu temizliyordu. ─Ne işine girer senin elin
balkonu dediğinde ─Öyle deme buraya bir kadın eli değmeli, bugün bir
eve gittim, yarın yine gideceğim, o evin hanımı olmaya sahibi
olduğum her şeyi vermeye hazırım, ama ben benden geçtim yavrularımı
kurtarabilsem. Sözlerinin sonunda akan gözyaşlarına kapılarak
aşağıya süzüldü. Çocuklarına verecek bir oyuncağının olmamasına
hayıflandı balkondaki adam. Gecenin ilerlemesiyle serinleşen havadan
ürpererek içeri girdi.
Balkondaki adam camın kenarındaki, bir ayağı
kırık sandalyesine oturduğunda genç kız babasıyla konuşuyordu.
Babası ─kızım üç günlük aşk için iş mi bırakılır dediğinde, ─ne
olacakmış diyordu kızı, ben onunla şimdikinden daha güzel bir hayat
süreceğim gelecek uzun yıllarda. Yaşlı adam karısına yaptığı
çorbayı, kaşığı, ekmeği ayrı ayrı getiriyordu. Takatsizliği hepsini
bir tepside delikanlı gibi taşımasına engel oluyordu. Gündelikçi
kadın kondusunun bahçesinde beklediği kocasından ─gece vakti ne işin
var sokakta diye bu akşamki sopasını yiyordu. İçeride iki yavru
sessiz ağlıyordu.
Yokuşun tepesindeki apartmanlardan birinin
bize lazım olmayan bir balkonundaki yalnız adamın umutları koca
dağın tepesindeki sisin ardında kalmışçasına yitiyordu. Çaresizlerin
çaresizlik denizinde boğulmamak için var gücünü harcıyordu.
Titrek yaşlı adam, ─karım artık yolcu. ─O
nasıl söz Allah gecinden versin dese de adamcağız, ─görünen köy
kılavuz istemez diyordu. Gündelikçi kadın ─bugün çocuklarım çok
eğleniyor, onlara kibrit oyunu öğrettim, kibrit kutusunu biri
atıyor, yatık gelirse atma sırası öbürüne geçiyor, uzun kenarına dik
gelirse aynı kişi atmaya devam ediyor, böylece eğleniyorlar, beni de
aramıyorlar. ─Ya kısa kenarına dik gelirse, dediğinde balkondaki
adam, gündelikçi kadın ─daha onu beceremiyorlar dedi.
Genç kız, ─balayına ormana gittik. Babamın
─ormanda ne işiniz vardı söylenişine, ─kafamızı dinledik dedik.
─Oralarda biraz sindirim sistemim bozuldu, dediğimde annem
─yediklerinden, biraz da işi bırakıp hareketsiz kaldığındandır dedi.
─Onun dışında çok mutluyum. Ancak büyük tuvalete giderken acı
çekiyorum. Biraz da kan geliyor. Balkondaki adam ─Bir doktora
gitseydiniz. ─Eşim akşama aktardan bir ot ilacı getirecek onunla
geçecekmiş, hem de doğal olduğu için bana bir zararı dokunmazmış...
Yaşlı adam ─karımı bugün hastaneye kaldırdık,
kalp yetmezliği varmış dedi. ─Acil şifa temennilerim sizinle dedi
balkondaki adam. Gündelikçi kadın ─Dün çocuklarım kibrit kutusunu
kısa kenarına dik getirmişler, ne olacağını bilemediklerinden akşama
kadar beni beklemişler dedi. Balkondaki adamın ─Sen ne söyledin?
sorusuna ─ben de bilmem yeniden başlayın dedim. ─Bir daha dik
gelirse. ─Yine yeniden başlarlar.
Yaşlı adam ─karım yoğun bakımdan çıkarıldı.
Artık evimize gelmesi yakındır haberini getirdiğinde onun kadar
neşelendi balkondaki adam ─Gözünüz aydın olsun dedi. Gündelikçi
kadın ─Yarına iş bulmalıyım, yoksa zıkkımsız kalan kocam beni
paralar, onunla yeislendi yalnız adam. ─Yoksa dayak kocanın elinin
ucunda değil mi? dedi. Genç kız çok neşeli. ─Eşim beni kıskanıyor,
öyleyse çok seviyor, ─nereden anladınız? ─Eve on yedi yaşındaki
yeğenim geldi. Onu gördüğü gibi kapı dışarı etti. Annemlere kendim
gideyim dediğimde yollarda tek başına ne uğraşacaksın akşama ben
seni götürürüm dedi. ─Balkondaki adam doktora gittiniz mi? ─Eşim,
senin bana ait olan yerlerini başkalarına göstermene gönlüm razı
değil, ben sana çare bulacağım dedi. Balkondaki adam onun sevincini
anlamadığından ortak olamadı.
─Eşimi hastaneden eve getirirken çok
zorlandım, sokaktaki insanlar yardım etmese mümkünü yok o yokuşu
çıkamazdım dedi yaşlı adam. ─İyi insanlar da var desenize dedi
balkondaki adam. Gündelikçi kadın ─Şükür ki insanlar çalışıyor da
evlerine beni çağırıyorlar, bir bilseler ne büyük sevap
işliyorlar...
Genç kadın günden güne zayıflıyordu. Neşeli
gözükmeye çalışsa da gözünün feri sönüyordu. Rengi sararmış takati
kesilmişti. ─Kanamam kesileceğine arttı dediğinde yine ─doktor dedi
balkondaki adam ─kocam akşama sülük getirecek ona kanı emdirince
geçecekmiş.
Hava iyiden iyiye bozuldu. Fırtınadan göz gözü
görmüyordu. Evinde bayılan genç kadını komşuları doktora götürürken
kocasına ettikleri “beddualar” havalarda uçuşuyordu. Yaşlı adam
nefesi daralan karısının önüne diz çökmüş, elleri yorgun avuçlarında
yaşaması için “dua ediyordu.” Gündelikçi kadın uzak bir semtte
temizlikteydi. Kocası kim bilir nerelerdeydi? Evde kibritle oynayan
çocukların çıkardığı yangın evin her yerini sarmıştı. İtfaiye
yangını söndürmeye çalışıyordu. Üzerlerine kilitli kapıdan çıkamayan
çocukların “bağırışları” kesilmişti.
Yokuşun tepesindeki apartmanlardan birinin
bize lazım olmayan bir balkonundaki adam, bir daha balkonuna kimseyi
almayacaktı. Yaşamına birilerini sokup sokmamayı ciddi ciddi
düşünüyordu. Genç kıza babasının dediği ancak onun duymazdan geldiği
pembe muhabbet kuşunu azat ettiğinde ─keşke salmasaydın kurda kuşa
yem olur o, insanlardan korkmaz, o yüzdende kaçmayı akıl edemez
dediğini duyuyordu. Yaşlı adama çevresindekiler ─ağır ol da molla
desinler dediğinde ─benim hayatıma kimse karışamaz deyişi hâlâ
duvarlarda yankılanıyordu. Gündelikçi kadına ise nasihat eden yoktu.
Onun ne seveni olmuştu ne de şimdi sevdikleri vardı.
Orhan GÜRÇAYIR
Kaynak: Kadın Öyküleri 2 Adlı Kitaptan
Alınmıştır. |