|
Küresel su
sorunu:
Son dönemde hem
Türkiye'de hem de dünyada su meselesi önemli bir gündem oluşturmaya
başladı. 22 Mart "Dünya Su Günü" münasebetiyle birçok etkinlik
yapıldı. ( konferans, seminer, sergi, resmi törenler..vs...) Bu
etkinlikler neticesinde öne çıkan; canlı yaşamı için vazgeçilmezler
arasında yer alan suyun; insan nüfusunun artışı, küresel ısınma ve
suyun düzenli kullanılmaması gibi nedenlerden ötürü her geçen gün
suyun azaldığıydı. Önümüzdeki yıllarda politik bir malzeme olarak da
kullanılmak istenen suyun en sıkıntılı bölgesi ise
ORTADOĞU...Dolayısıyla Ortadoğu ülkeleri arasında yer alan TÜRKİYE
su meselesinde kilit noktada yer alıyor. Dünya metropolleri arasında
yer alan İstanbul ise bu anlamda kullandığı su teknolojisi, işletme
yöntemleri ve büyük çevre atılımlarıyla dünyanın gözde merkezleri
arasında bulunuyor. Su konusunda dünyada Tokyo ve Paris'ten sonra
üçüncü sırada yer alan İstanbul'un bu başarısının altında İSKİ yer
almaktadır şüphesiz.
Geçtiğimiz Mart
ayında Meksika'nın başkenti Mexico City'de, İSKİ Genel Müdürü Dursun
Ali ÇODUR'un da katıldığı 4. Dünya Su Forumu'nda yapılan oylama
neticesinde İstanbul'un, Dünya Su Konseyi Genel Kurulu'nun kararıyla
2009 yılında 5. Dünya Su Forumu'na ev sahipliği yapma hakkını
kazanması, konunun ülkemiz açısından önemini bir kez daha ortaya
koymuş oluyor. Dünya çapında büyük önem verilen Dünya Su Forumu'na
devlet ve hükümet temsilcileri, su konuları üzerine politika
geliştiren, teorik ve pratik çalışmalar yapan karar vericiler,
akademisyenler, uluslararası kuruluş, sivil toplum kuruluşları ve su
kullanıcı birlikleri temsilcileri katılıyor. (1)
Ortadoğu olarak
adlandırılan bölgede Türkiye'nin dışında; Lübnan, Suriye, Mısır,
İran, Yemen, Umman, Birleşik Arap Emirlikleri Bahreyn, Katar,
Kuveyt, S.Arabistan, Irak, İsrail, Filistin, Afganistan ülkeleri yer
almaktadır. Ortadoğu kavramını ilk defa 1902 yılında Amerika deniz
tarihçisi A.T. Mahan ortaya atımıştır. Bu tanımlama çerçevesinde
Ortadoğu 8.012.779 km2 alan ve 1990 verilerine göre 250 milyon
nüfusa sahiptir. Warld Watch tarafından yapılan bir araştırmaya göre
dünyada su kıtlığı çeken 26 ülkenin 14'ünün Ortadoğu'da yer aldığı
gerçeği suyun yakın gelecekte Ortadoğu için ciddi bir mesele
olacağını göstermektedir.
Yeryüzündeki
suların dengeli bir şekilde dağılmadığını ise; "Yeryüzünde 214 tane
su kaynağı vardır. Dünyanın % 40'nın su ihtiyacını karşılayan belli
başlı nehirlerin 155 tanesi iki ülke tarafından paylaşılmakta, 59'u
ise 3 veya daha çok ülke tarafından kullanılmaktadır." (2)
istatistikleri açıkça ortaya koymaktadır. Bu istatistikten yola
çıkarak; dünyada kümülatifte canlı yaşamı için yeterli olan su,
yeryüzü coğrafyasına dengeli bir şekilde dağılmadığından uzun vadade
yine canlı yaşamı için problem teşkil ettiğini söylemek mümkündür.
Açıkça
anlaşılıyor ki su; son dönemlerde dünya gündeminin ilk konuları
arasına girmiştir. Nüfus artışının yol açtığı su ihtiyacı, iklim
değişikliği gibi nedenlerden ötürü önümüzdeki 20-30 yılda birçok
bölgede su krizine dönüşeceği muhtemeldir. Dolayısıyla, suyun
stratejik önemi daha da artmaktadır. Bu nedenle de, birçok uluslar
arası örgüt bu konuya eğilmiş ve çeşitli senaryolar üretmişlerdir.
Simon Peres'in: "Türkiye'nin bölgedeki stralejik konumu ve zengin su
kaynaklarına sahip oluşu bizim için büyük önem taşımaktadır.
Türkiye'nin siyasal denge unsuru olabileceği gibi, bölgedeki su
sorununun çözümünde avantaj bir bir rol alabileceği" ( Nokta - Kasım
1993) ifadeleri ortadoğu ve Türkiye açısından suyun politik malzeme
konusu olacağını önceden haber vermiştir. 1997 yılında BM genel
sekreteri olan Butros GALİ, 21. yüzyılın temel çatışmalarının su
üzerine olacağı tezi dikkat çekicidir. Su savaşları senaryoları ve
literatürü her geçen gün daha çok tartışılmaya başlanmıştır.
Geçtiğimiz günlerde İngiltere Savunma Bakanı John Reid ise;
"...dünya üzerinde zaten az olan su kaynaklarının, küresel ısınma
nedeniyle daha da zayıfladığı ve bu durumun da ülkeler arasında
çatışmalara neden olabileceği" şeklinde açıklamalarda bulunmuştu.
Geçmişten
günümüze savaş sebebi olan, toprak ve yer altı zenginliklerinin son
dönemlerde yerini suya bırakacağı gözüküyor. Ortadoğu için güncel
bir konu olan su çekişmeleri Türkiye, Irak ve Suriye'yi daha çok
ilgilendirmektedir. Dolayısıyla da stratejik bir kaynak olarak su,
her geçen gün daha çok önem kazanmaktadır.
11 Eylül 1990'da
Newyork Times'te çıkan bir habere göre su kaynaklarının iktisatlı
kullanılmaması ve tedbir alınmaması durumunda 2025 yılında 37 ülkede
ciddi kuraklık yaşanacağı tahmin edilmektedir.
Bu bağlamda ülkemiz açısından en önemli sorun, su ile ilgili uluslar
arası bir hukukun henüz oluşmamış olmasıdır. 1997 yılında BM genel
kurulunda kabul edilen sözleşme, ülkemiz aleyhine olduğundan
reddedilmiştir. Red sebeplerinin en önemlisi, suların paylaşımı ile
ilgili adil bir dağılımın olmayışıdır. Su kaynaklarında "haklar" ve
"ihtiyaçlar" birbirine karıştırılmaktadır. Çünkü; su kaynaklarının
kullanımında, "ihtiyaçlar", "haklar" ın önüne geçmiştir.
Meseleyi daha
anlaşılır kılmak için öcelikle Türkiye'deki su durumuna ve sınıraşan
sulara göz atmakta fayda vardır:
Su kaynakları açısından 26 havzadan oluşan Türkiye'nin bir yılda
ortalama su akış miktarı 186,5 milyar m3; yenilenebilir su miktarı
234 milyar m3'tür. Bu rakamlar da gösteriyor ki; Türkiye su
kaynakları açısından zengin ülkeler arasında değildir.
(Yenilenebilir su kaynakları 10.000m3'den fazla olanlar zengin,
1.000m3'ten az olanlar ise fakir ülke olarak kabul edilmektedir.)
Türkiye'de kişi başına düşen yenilenebilir su miktarı
345m3/kişi'dir.
Türkiye'nin toplam kullanılabilir su miktarı ise; 110 milyar m3'tür.
1981 yılına
kadar yapılan ölçümlerde, Türkiye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde
akarsulardaki debilerde %1 artış, batı ve güney bölgelerinde ise
%5-10 oranında düşüş olduğu gözlemlenmiştir.
Türkiye'de su
kaynaklarını geliştirmek maksadıyla birçok çalışmalar yapılmaktadır.
Baraj inşaatı, bu çalışmaların en önemlilerindendir. Baraj ömrü
ülkemizde 50 yıl olarak kabul edilmektedir. ABD'de ise bu ömür 100
yıl seçilmektedir. 1999 yılı itibariyle dünyada; 47.425 adet büyük
baraj olduğu tespit edilmiştir. Türkiye'de ise 2003 yılı itibarıyla;
504 baraj yapıldığı ve 100 kadar barajın inşaatının devam ettiği
kayıtlar arasındadır.
Türkiye'nin 132,1 bin km2 sulanabilir tarım arazisi vardır. Ancak
teknik olarak bu miktarın 85 bin km2'lik kısmı sulanabilir
niteliktedir. Bunun da ancak %65'lik kısmı sulanabilmektedir.
Akarsu ve göl
kenarlarının mesire yeri, turizm amaçlı değerlendirilmesi mümkündür.
Yine balıkçılık ve su ürünleri iç suyolu taşımacılığı, buralarda
yapılabilir veya bu vesileyle verimi daha da arttırmak mümkündür.
Su kaynaklarının
korunması ve kirlenmesinin önlenmesi şarttır. Aynı şekilde
barajların ekonomik ömürlerini arttırmak ve erozyonu önlemek için
ağaçlandırma da önemlidir.
Türkiye'nin
sınır aşan altı suyu bulunmaktadır. Bunlar Akdeniz, Karadeniz, Ege,
Hazar denizleri ile Basra körfezine akan sulardır. Sınır aşan
nehirlerimizin en önemlileri Dicle ve Fırat'tır. Bu iki nehir
Türkiye su potansiyelinin %30'unu oluşturmakta olup, yaklaşık Nil
nehri kadar suya sahiptir.
Türkiye'nin sınıraşan sularının en önemlileri Suriye ve Irak'a giden
Fırat ve Dicle nehirleridir. Dolayısıyla, Türkiye'nin sular
politikasının Suriye ve Irak ilişkileriyle doğrudan bir ilişkisi
vardır.
Türkiye, KEK
protokolü (1987) dahilinde her ay Suriye'ye ortalama 500m3/sn su
bırakmayı (Fırat Nehri) taahhüt etmiştir. Şimdiye kadar Türkiye bu
taahhüdünü yerine getirmiştir. Ancak son yıllarda kuraklık nedeniyle
barajlarımızın boşalması, Suriye'ye giden aylık miktarın 500 m3/sn
altına düşmesine neden olmuştur.
Manavgat
Nehrinden Su Temin Projesi, su sıkıntısı çeken Orta Doğu ve Akdeniz
Ülkelerine arıtılmış su transferini öngörmektedir. Ayrıca 1986
yılında ilk defa Türkiye'nin teklif ettiği Türkiye'den doğup
Akdeniz'e dökülen Seyhan ve Ceyhan nehirlerindeki fazla suyun, su
kıtlığı çeken Ortadoğu ülkelerine pazarlanmasını öngören Barış Suyu
Projesi'nin uygulamaya geçirelememesinde; Suriye ve S.Arabistan gibi
ülkelerin güvenlik gerekçesiyle karşı çıkmasının etkisi büyüktür.
Ancak su sıkıntısının artması neticesinde bugün bu projenin kabulü
ihtimal dahilindedir.
Türkiye, İsrail'e 20 yıl süreyle, yılda 50 milyon m3 su satmak için
görüş birliğine varmıştır. Bu adım, ileriki yıllarda su sıkıntısı
çekecek ülkelere örnek teşkil etmesi açışından önemlidir.
Meriç nehriyle
ilgili Türkiye ile Yunanistan arasında 1935 ve 1963 yıllarında iki
adet anlaşma yapılmıştır. Bu anlaşma ve protokellerle Meriç nehri
suyun ortak kullanımı ve faydalanması ile ilgili bir takım ortak
kararlar alınmıştır. Meriç nehri ile ilgili Bulgaristan'da 28 Ekim
1968 yılında işbirliği anlaşması yapılmıştır.
Aras ve Çoruh
nehri Türkiye ile Gürcistan, Ermenistan ve Özerk Nahçıvan
Cumhuriyeti ile sınır oluşturmaktadır. Kura, Posof ve Arpaçay
nehirlerini de ilave edebiliriz. Bu nehirlerle ilgili 8 Ocak 1927
tarihinde "Türkiye Cumhuriyeti ile Sosyalist Şura Cumhuriyeti
ittihadi hudutlarını teşkil eyleyen nehir, çay, dere sularından
istifadeye dair mukavelename ile Serderabat Barajının inşaasına dair
müzeyyel protokol imzalanmıştır.
Dicle ve Fırat
ile ilgili en önemli anlaşma Lozan Barış anlaşmasının 109.
maddesidir. Yine bu nehirlerle ilgili 29 Mart 1946'da "Türkiye ile
Irak arasında Dostluk ve İyi Kamşuluk Anlaşması", 1947'de "Dicle,
Fırat ve kolları sularının düzene konması protokolü 7 Şubat 1976'da
"Ekonomik ve Teknik İşbirliği anlaşması" imzalanmıştır.
Asi nehri ile
ilgili de 19 Mayısı 1939'da "Hatay Suriye Tahdidi hududu Son
Protokolü" imzalanmıştır.
Türkiye'den
doğup sınır aşan sular Dicle Nehri Doğu Anadolu Hazarbaba
eteklerinden doğar ve Habur'daki sınırlarımızı aşarak Irak
topraklarına girer, toplam 1840 km olan Dicle nehrinin sınırlarımız
dahilindeki uzunluğu 523 km dir. Dicle nehri Basra Körfezi
yakınlarında Fırat'ta birleşerek Şatt -ül Arap su yolunu oluşturarak
Basra Körfezine dökülür.
Fırat Nehri Doğu
Anadolu'daki Murat ve Karasu nehirlerinin birleşmesinden oluşur.
Birecik'ten Suriye topraklarına girer Uzunlugu 2780 km olan Fırat
Nehri'nin 971 km.si Ülkeminz topraklarındadır. Ülkemizin en uzun
nehridir.
Türkiye'den
doğan Aras Nehri Azerbeyzan ve İran sınırını oluşturarak Hazar
Denizi'ne dökülür. Çoruh Nehri ise Erzurum Mescit dağlarından
doğarak Gürcistan üzerinden Karadenize dökülür.
Ayrıca Asi
Nehri, (Lübnan'da doğar, Türkiye üzerinden Akdenize dökülür. ) Meriç
Nehri (Bulgaristan'dan doğar Türkiye üzerinden Ege denizine
dökülür). Türkiye dışından doğup Türkiye'de denize dökülen en önemli
nehirlerdir.
Ayrıca Ortadoğu
bölgesinde Türkiye'nin Kıyıdaş olmadığı sınırıaşan sular; Şeria
Nehri, Nil Nehri dir.
Ortadoğu'ya hayat veren başlıca su kaynakları olan Nil Nehri, Şeria
Nehri, Asi Nehri, Fırat ve Dicle Nehirlerinin kullanımı önümüzdeki
dönemde anlaşmazlıklara gebe gözüküyor. Politik olarak da büyük
öneme haiz bu nehirlerin kullanımının adilane yapılmaması durumunda
büyük savaşlar patlak verebilir. Türkiye'nin ise bu savaşın
merkezinde olacağı kehanet olmasa gerekir. Suların gün geçtikçe
azalması ve nüfusun hızla artışı söz konusu olumsuzluğun önünü her
geçen gün açmaktadır.
Her geçen gün
değişik politik sebeplerden dolayı ısınan Ortadoğu'nun, yukarıda
ifade edilen sebeplerden ötürü yeni bir çatışmaya gebe olduğu
gözükmektedir. Ortadoğu üzerinde hesapları olan ABD başta olmak
üzere birçok batı ülkesi sözkonusu sorunu kaşımaya başladı bile.
Eğer Ortadoğu ülkeleri uluslararası standart ve hukuku da gözönünde
bulundurarak akılcı ve adil bir çözüm üretemezlerse yeni Su
Savaşları çıkabilir. Bu nedenle soruna şimdiden daha serinkanlı ve
insani çözümler üretmek için geç kalınmamalıdır.
Dikkat Sular Kesiliyor
Kaynak:www.haber10.com (06 Nisan 2007)
Dünyanın Sorunları
|