|
Finlandiya umutsuz değil
Murat Yetkin
04/11/2006
Erdoğan'ın
Yunanistan'a yüklenmesi ve ABD'den gelen sinyaller, Fin
girişiminin devam edeceğini gösteriyor
Finlandiya'nın, Kıbrıs konusunda AB'nin Türkiye İlerleme Raporu'nu
yayımlayacağı 8 Kasım'a dek çözüm üretme çabasının ilk aşaması
başarsız oldu. İlk aşaması, çünkü Finlandiya'nın umudunu
yitirmediği, Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja'nın sözlerinden
anlaşılıyor. Zaten Tuomioja, dün Brüksel'de, Rus Dışişleri Bakanı
Sergey Lavrov ve AB'nin Dış Politika ve Güvenlik Politikaları
sorumlusu Havier Solana ile yaptığı stratejik önemdeki enerji
toplantısının hemen ardından KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat
ile görüşerek Kıbrıs konusuna verdiği önemi gösteriyor.
Finlandiya'nın Ankara Büyükelçisi Maria Serenius da 'Helsinki
toplantısının yapılamamasının, girişimin ölmediği anlamına
gelmeyeceğini' vurgulayarak umudunu sürdürüyor.
Başbakan
Tayyip Erdoğan'ın dün İstanbul'da çok sayıda yabancı habercinin de
katıldığı 'News Xchange' toplantısındaki konuşmasında ağırlığı
Kıbrıs ve AB ilişkilerine vermesi, ayrıca ilginç bir şekilde
Yunanistan'a yüklenmesi, bu çerçevede anlamlıydı. Erdoğan,
Finlandiya'nın önerdiği Helsinki toplantısının iptaline neden
olarak Türkiye'nin bu toplantıya çağrılmış olduğu halde,
Yunanistan'ın çağrılmamış olmasını gösterdi. "Güney Kıbrıs'ın
muhatabı KKTC'dir" dedi. Erdoğan sözü ilginç bir şekilde
Yunanistan Başbakanı 'dostu' Kostas Karamanlis'in, tıpkı öncekiler
gibi, Türkiye'ye resmi ziyaret yapmamasına getirdi.
Dar açıdan
bakınca, bu sözler altında bir imrenme bulmak mümkün. Öyle ya,
Yunanistan Genelkurmay Başkanı Oramiral Panayotis Hinofotis'in
2006 Temmuz'unda Ankara'ya gelişine cevaben, Genelkurmay Başkanı
Orgeneral Yaşar Büyükanıt da 1-4 Kasım tarihlerinde Atina'da
bulundu. Büyükanıt, bir Türk Genelkurmay Başkanı'nın Yunanistan'a
yaptığı bu ilk ziyaretin amacını da 'siyasetçilerin daha kolay
uzlaşma zemini bulmasına yardımcı olmak' şeklinde açıkladı.
Erdoğan
biri resmi olmak üzere iki kez Atina'ya gittiği halde,
Karamanlis'i Ankara'ya getiremiyor. Dün bunu gazetecilere 'Sizden
korkuyor" diye açıkladı. Bu serzenişin söylenmeyen nedenini geniş
açıdan bakınca anlayabiliyoruz: Yunanistan başbakanları, resmi
Ankara ziyaretinin Yunan medyası tarafından Kıbrıs'ta işgalci ve
Ege'de ihlalci saydıkları Türkiye karşısında bir geri adım, hatta
ihanet diye damgalanması endişesindeler.
Erdoğan'ın
bu konudaki ısrarını 'Tren kazası' korkusuna bağlamak yanlış olur.
Ankara böyle bir kazaya başından bu yana inanmıyor.
Gerçi 13
Ekim'de müzakere fasılları üzerine tarama sürecinin bitmesine
karşın yeni bir fasıl üzerine müzakerenin başlamamış olması,
müzakerelerin fiili, 'de facto' dondurma anlamına gelebilir. Öte
yandan cumhurbaşkanlığı ve meclis seçimlerinin yapılacağı 2007
yılında 'Kıbrıs'ta almadan vermedik, AB bekleyebilir' söylemi
Erdoğan'a oy kaybettirmez.
Öte yandan
ABD'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'un dün muhabirimiz Hilal
Köylü'ye söyledikleri, ABD'nin, Türkiye-AB ilişkilerinin Kıbrıs
nedeniyle zedelenmemesi kaygısında olduğunu gösteriyor. Wilson,
"Yıkılan umutları canlandırmak için bizim de yapacaklarımız var ve
elimizden geleni yapmaktan çekinmeyeceğimizi herkesin bilmesi
gerekiyor" diyor.
1999'da
Türkiye'nin AB üye adaylığı, yine bir Finlandiya dönem başkanlığı
sırasında Helsinki'de onaylandığında, sabırlı ve yaratıcı Fin
diplomasisinin yanı sıra, ABD'nin de son dakikada ağırlığını
koyduğu biliniyor.
(O dönem
ABD'nin Helsinki Büyükelçisi, daha sonra Ankara'ya gelen ve şimdi
Pentagon'da üç numara olan Eric Edelman idi.) Benzeri bir süreç
şimdi de işleyebilir, Helsinki'deki ABD Büyükelçisi Marilyn Ware'e
iş düşebilir mi?
Bir
Yunanistan-Kıbrıs uzmanı olarak yıllardır Türkiye'nin Washington
büyükelçisi olarak görev yapan ve şu anda düşünce kuruluşu ASAM'ın
başında olan Faruk Loğoğlu şu yanıtı veriyor: "AB ile müzakereler
başladıktan sonra ABD'nin içeriye müdahale şansı azaldı. Ama
Kıbrıs özel bir durum. ABD, Türkiye'nin ilişkilerinin bu özel
durum nedeniyle kopmasını istemez. Ayrıca AB'nın Kıbrıs sorununu
çözmeye uygun yapılanması, kapasitesi ve ehliyeti yok. Çözüm yeri
BM. ABD de bunu bilir, buna göre davranacaktır."
Yani,
evet, 14-15 Aralık'taki AB zirvesine kadar Kıbrıs konusunda yeni
girişimler beklenebilir.
Kaynak: http://www.radikal.com.tr 12 Ocak
2008
Arşiv
|