|
Türkiye'nin Dünyadaki Yeri Üzerine
Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin' in,
Türkiye'ye geldiği vakit Cumhurbaşkanı Demirel' e söylediklerini
anımsayalım:
''Türkiye Atatürk' ün ülkesi. Bir
ülkenin kendi gücüne dayanarak kalkınması önemlidir.
Dr.Yıldız
SERTEL
Evet. Erol Manisalı' nın görüşlerine
katılıyorum: ''...ABD'ye karşı direnç ve başkaldırı rüzgârları hem
az gelişmiş hem de gelişmiş dünyadan esmeye başladı.''
Manisalı, bu direnişin başında Rusya,
Japonya ve Avrupa'yı görüyor. '' Putin ile beraber Rusya, çok
kutuplu bir dünya politikasına kaydı'' diyor. Biz ekleyelim: Bu
hedefe doğru Putin, 1.300 milyar nüfuslu Çin ile anlaşmazlıklarını
yendi, ekonomik, stratejik anlaşmalara yöneldi. AB, Amerikan
hegemonyası tehlikesini görerek uzun zamandan beri kendi bağımsız
askersel gücünü güçlendirmeye, doların karşısına bir Avrupa parası
çıkarmaya çalışıyor.
Peki, dünyada değişen bu güç dengeleri
içinde Türkiye'nin yeri ne olacak? Manisalı şöyle diyor:
''ABD'ye karşı AB'ye 'hem de tek yanlı
bağımlı' konumundaki bir Türkiye'nin önünde'' manevra alanı
olamazdı. AB'nin içinde olmayan, AB'nin mandası durumuna gelen bir
Türkiye, ulusal çıkarlarını, bu yeni dengeler içinde kesinlikle
koruyamazdı.
''Bu dar koridordan tek çıkış yolu
kalmıştır: Daha bağımsız bir kimlikle Avrasya içinde yer almak.
Batı ile olduğu kadar Doğu ile de ekonomik, siyasal ve askeri
ilişkiler kurarak içinde bulunduğumuz bölgede çıkarlarımızı
korumak.'' (Cumhuriyet, 10 Ocak 2000).
Bugünkü konjonktürde, Avrasya deyince
bunu Orta Asya ve Ortadoğu'yla sınırlandırmamak, Japonya, Çin gibi
bugünkü kutuplaşmada önemli yerleri bulunan güçleri göz önünde
tutmak gerekir. Büyük bir hızla gelişen, ticarette ABD'ye meydan
okuyan ve elinde atom silahları bulunduran Çin'e bugün Batı için
bir tehlike olarak bakılıyor. Çin Cumhurbaşkanı Jiang Zemin' in,
Türkiye'ye geldiği vakit Cumhurbaşkanı Demirel' e söylediklerini
anımsayalım:
''Türkiye Atatürk' ün ülkesi. Bir
ülkenin kendi gücüne dayanarak kalkınması önemlidir. Türkiye kendi
ayakları üzerinde durabilmeli.''
Çin her ne kadar Batı'ya açıldıysa da
korumacılıktan vazgeçmedi, yabancı yatırımları devlet plan ve
denetimi altına aldı. Bu yolla Batı'nın tekniğini öğrendi. Değişik
biçimler alan özelleştirmeler de sınırlı ve devlet katkılarıyla
oldu. En önemlisi, Çin IMF'den aldığı borçları ödedi ve
topraklarına bir Cottarelli sokmadı. Japonya, Güney Kore ve bazı
öbür Asya ülkeleri de devlet denetimli karma ekonomi sistemleriyle
geliştiler. Asya kaplanlarının hiçbiri, borç yüzünden bağımlı
duruma düşmedi.
Türkiye ''bağımsız'' bir kimlikle
Avrasya içinde bir yer alacaksa, herhalde bu, Moskova'yla
Washington arasında bir rekabet alanına dönüşmüş olan Orta Asya
cumhuriyetlerinden çok, Doğu Asya'daki büyük güçler arasında
olacak. ABD'de bağımlı durumda olacaktık, Avrasya'da olmayacağız.
Ancak orada Batı'ya, (özellikle ABD'ye)
karşı bir direniş hareketi başlamış durumda. Batı'ya karşı kendi
kültür ve ekonomilerini korumak için bir ''Asya Ekonomik Direniş
Derneği'' kurmaya yönelmiş durumdalar.
Samuel Huntington' a göre, Asyalılar
Batılılaşma sürecinin artık bittiği kanısındalar. Onlarca, şimdiye
kadar Batı'yı örnek almış olan Meksika, Şili, Türkiye, eski Sovyet
cumhuriyetleri gibi ülkeler, Asya modeline dönmeliler..
Anglosakson modeli yarım yüzyıldan beri uygulanıyor ve başarılı
olamıyor...
Bu görüşü savunanlara göre, Japonya ve
öbür Asya ülkeleri, bir ''Pasifik Küreselleşme'' ya da ''Asya
Küreselleşmesi'' yolunu tutmalı ve Yeni Dünya Düzeni'ne yeni bir
biçim vermelidirler (Samuel P. Huntington, ''Uygarlıkların
Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Yapılması'' , New York, 1996,
s. 104).
Hem Doğu hem de Batı ile ekonomik,
siyasal ve askersel ilişkiler fikri çok güzel de bu büyük güçler
arasında bu işi nasıl gerçekleştireceğiz? Asya direniyor, Rusya
direniyor, AB direniyor. Ya Türkiye? Her gün zengin ekonomik
varlıklarını, ulusal bağımsızlığını satıyor. IMF karşısında el
pençe divan durmuş, ''para!'' diyor.
Askeri üslerini ABD'ye kaptırmış,
Ortadoğu'da çıkacak olası bir savaşta onun yanında olmaya
hazırlanıyor. Avrasya'da, AB'de veya herhangi bir devletler
gruplaşmasında onurlu bir yer alabilmemiz için önce
bağımsızlığımızı ön plana almamız gerekmiyor mu?
KAYNAK : http://www.abhaber.com (20
Kasım 2007)
Arşiv |